• Yorumlar: 0
  • Yayınlayan: Prof. Dr. Bülent Oktay

Erkeklerde cilt kanseri dışında en yüksek görülme oranına sahip olan prostat kanseri, hem Türkiye’de hem de dünyada büyük bir artış hızına sahip kanser türlerinden biridir. Rakamsal olarak bahsetmek istersek, 2023 yılı için Amerika Birleşik Devletleri’nde tahminen 288.000 erkeğe prostat kanseri teşhisi konacaktır. 2020 yılında dünya çapında 1.414.259 kişiye prostat kanseri teşhisi konuldu. Dünyada en sık teşhis edilen dördüncü kanser türü olan prostat kanseri’nin 2014 yılından beri genel insidans oranları her yıl yaklaşık olarak %3 artış göstermiştir ve bu artış ileri evre prostat kanserinde ise %5 seviyelerinde olmaktadır. Teşhis konulan vakaların %60’ını 65 yaş ve üstü kişiler oluşturmakla birlikte bu hastalık 40 yaş altındakilerde nadiren tespit edilmektedir.

Görüldüğü gibi hem rakamsal olarak hem de artış hızı olarak ciddiye alınması gereken bir sağlık sorunu olan prostat kanseri hakkında bu yazımızda aklınıza gelebilecek tüm konulara değinmeye çalışacağız. Prostat kanseri nedir, belirtileri nelerdir, tedavisi nasıldır, hangi tedavi yöntemleri vardır ve buna ek olarak merak ettiğiniz tüm konulara cevap vereceğiz. Şimdi prostat kanserini daha detaylı inceleyelim…

Prostat Kanseri Nedir?

Prostatta meydana gelen kansere, prostat kanseri denilmektedir. Prostat işlev olarak erkeklerde spermi besleyen ve taşıyan seminal sıvıyı üretmekle görevli bir bezdir. Girişte de bahsettiğimiz gibi prostat kanseri en yaygın kanser türlerinden biridir. Birçok prostat kanseri yavaş büyüme gösterir ve genel olarak prostat beziyle sınırlı kalır. Bazı prostat kanseri türleri ise agresif ve hızla yayılmaktadır.

Prostat kanserinin prostata sınırlı olduğu durumlarda, tedavi başarısı oldukça yüksektir.

Prostat Kanseri Semptomları (Belirtileri)

Prostat kanserinin erken evrelerinde herhangi bir belirti ya da bulgu görünmeyebilir. Fakat daha ileri evrelerdeki  prostat kanserinde  aşağıdaki belirti ve semptomlar görülebilmektedir;

  • İdrar yapmada zorluk
  • İdrar akışında zayıflık
  • İdrarda kan
  • Menide kan
  • Kemik ağrısı
  • Çaba göstermeden kilo vermek
  • Erektik disfonksiyon

Prostat Kanseri Nedenleri

Prostat kanseri konusunda tam olarak neyin sebep olduğu belli değildir. Genel kanı olarak prostattaki hücrelerin DNA’larında meydana gelen değişiklikler nedeniyle prostat kanserinin başladığı bilinmektedir. Meydana gelen değişiklikler nedeniyle prostat hücrelerine normalden daha hızlı büyümeleri ve bölünmeleri talimatları gider ve diğer hücreler  ölürken, anormal hücreler yaşamlarına devam eder.

Anormal hücrelerin çoğalmasıyla , yakınlarındaki dokuyu istila edecek bir tümör oluştururlar. Zaman içerisinde bazı anormal hücreler, vücudun başka bölgelerine de yayılarak metastaz yapabilirler.

Prostat Kanseri Risk Faktörleri Nelerdir

Prostat kanserinin görülme sıklığından bahsetmiştik, aşağıdaki faktörler prostat kanseri olma riskinizi artırmaya neden olabilecek faktörlerdir;

  • İleri yaş: Yaşlandıkça prostat kanseri riskimiz artmakta ve en sık 50 yaşından sonra görülmektedir.
  • Irk: Nedeni tam olarak belirlenemesede, siyahi insanlar diğer insan ırklarına göre daha fazla prostat kanserine yakalanma riskine sahiptir. Ayrıca siyahilerde agresif veya ilerlemiş prostat kanseri görülme sıklığı da yüksektir.
  • Aile Geçmişi: Baba, kardeş gibi kan bağı olan kişilerde prostat kanseri teşhisi var ise sizinde riskiniz artmaktadır. Yine ailenizde meme kanserini arttıran genler (BRCA1 ve BRCA2) varsa prostat kanseri olma riskiniz artış göstermektedir.
  • Obezite: Vücut kitle indeksi yüksek olan obez kişilerde, normal kilodaki kişilere göre prostat kanserine yakalanma riski daha yüksek Yine obez kişilerde prostat kanserinin daha agresif ve ilk tedaviden sonra geri gelme(nüks etme) riski de daha yüksek olmaktadır.

Prostat Kanseri Tanısı (Teşhisi)

Prostat kanserini bulmak ve tanısını koymak için birçok test kullanılmaktadır. Bununla beraber prostat kanserinin başka yerlere yayılım gösterip göstermediğini anlamak için de ek testler yapılmaktadır. Buna ek olarak hangi tedavinin en iyi sonucu verdiğini tespit etmek için testler yapılmaktadır.

Birçok kanser türü için biyopsi, kanserin tanısında en kesin yoldur. Biyopsi için doktorlar küçük bir doku örneği alarak labaratuarda test ederler.

Prostat kanserinin teşhisinde birçok test uygulanmaktadır fakat her test her kişi için kullanılmayabilir. Burada doktorun tanı testi için dikkate aldığı bazı faktörler bulunmaktadır.

Erken Aşama Testleri

Prostat kanseri şüphesi var ise daha fazla tanısal testin gerekli olup olmadığına karar vermek  için fiziki muayenin yanı sıra aşağıdaki testlerde yapılmaktadır;

PSA (Prostat Spesifik Antijen) Testi: PSA, prostat dokusu tarafından salınan ve semende daha yüksek seviyelerde bulunan bir proteindir. Prostat kanseri, iyi huylu prostat hipertrofisi (BPH) ya da prostat iltihabı gibi anormal durumlarda  artmaktadır. Biyopsi gerekliliğine karar vermek için PSA değerinin mutlak seviyesi, zaman içerisindeki değişimi ve prostat boyutu gibi kriterler doktorlar tarafından incelenmektedir. Serbest PSA adı verilen belirli bir bileşeni de ölçerler. Standart bir PSA testinde proteinlere bağlı olan ve olmayan toplam PSA ve serbest PSA’nın toplam PSA’ya oranı ölçülür. Bu orana göre de prostata biyopsi gerekip gerekmediğine karar verilir.

Dijital Rektal Muayene (DRE): Çok hassas olmamakla birlikte, doktorun, prostatın anormal kısımlarını bulmak için parmak yardımıyla bölgede yaptığı rektal muayene sonucu olarak prostat kanserini tespit etme durumudur. Hassas olmadığı için erken prostat kanserini tespit edemez.

Biyomarker Testleri: Biyobelirteç olarak isimlendirilen bu madde, kanserli bir kişinin kanında, idrarında ya da vücut dokularında bulunabilmektedir. Tümöre  ya da kansere yanıt olarak vücut tarafından yapılmaktadır. Bu testler bir kişinin yüksek riskli prostat kanseri olma olasılığını tahmin eden 4Kscore ve Prostat Sağlık Endeksi (PHI)’i içermektedir.

Multiparametrik MR: Prostat kanseri şüphesi olan kişilerde tanıyı desteklemek amacıyla kullanılan bir görüntüleme yöntemidir. Kanserli hücre ve dokular, diğer dokulara göre kanlanma ve hücre yoğunluğu gibi bazı özellikler nedeniyle farklı görünebilmektedir. Multiparametrik MR yöntemiyle bunları görüntülemek mümkün olmaktadır. Bunlara ek olarak tümörün prostat kapsülünü aşma durumu ve lenf nodu sıçramaları da tespit edilebilmektedir.

Teşhis Koyma

Bir kişinin prostat kanseri olup olmadığını anlamak için PSA ve DRE gibi test sonuçları anormal geldiyse, bu sonuçları doğrulamak için multiparametrik prostat MR’ı. Bununla birlikte kesin tanı sadece prostat biyopsisi ile konulabilmektedir.

Biyopsi ismi verilen durum, mikroskop altında incelenmek amacıyla cerrahın genel olarak transrektal ultrason yardımıyla prostat dokusundan küçük doku örnekleri alarak yapmış olduğu incelemedir. Çoğu kişide 12-14 arası doku parçası alınır ve  biyopsinin tamamlanması yaklaşık 20-30 dakika kadar tutabilir.

Multiparametrik MR kullanılarak tümörün prostattaki yeri saptanabilirse, özel yazılımlı ultrasonografiler yardımıyla, tümör merkezinden biyopsi örneği alınabilir. Bu işleme hedefe yönelik biyopsi denilir.

Bu işlemler için hastaya o bölge için lokal anestezi uygulanır ve enfeksiyon olmaması için antibiyotik verilir. Ultrason aleti rektuma konulur ve biyopsi iğnesi ile doku alınmak için rektumdan prostat bezine geçilir.

Enfeksiyon ihtimaline karşılık bazı doktorlar, transrektal prostat biyopsisi yerine transperineal prostat biyopsisi kulanmayı tercih ederler.

Tüm bu işlemler sonrasında ise bir patolog alınan doku parçalarını analiz eder ve patoloji raporunu hazırlar.

Prostat Kanseri Evreleri

Prostat kanseri teşhisi konulduktan sonra tedavinin belirlenebilmesi için prostat kanserinin evrelenmesi gerekmektedir. Bu evreleme ise TNM tekniğiyle yapılmaktadır. TNM tekniği İngilizce olarak Tumor (Tümör), Node (Lenf Nodülü) ve Metastasis (Uzak Metastaz) kelimelerinin baş harflerinin alınmasıyla oluşturulmuş bir terimdir. TNM tekniğini biraz daha açmak istersek T harfi ile tümörün boyutu ve yerini ifade eder, N harfi ile kanserli hücrelerin lenf düğümlerine ve lenf sistemine yayılımını ifade eder, M harfi ile kanserli hücrelerin uzak organ ve dokulara yayılımını ifade etmektedir.

Prostat kanserinde evre belirlemek, hangi tedavinin uygulanması ve hastalığın seyrini takip etme açısından son derece önemlidir.

Bu bilgilerden sonra Prostat kanseri lokal yayılma evrelerine bakalım;

Evre 1

Tümörün prostat ile sınırlı olduğu bu evre prostat kanserinin erken evresi sayılır. Rektal muayene ile hissedilemeyecek kadar küçük olabileceği gibi prostat bezinin sadece sağ ve sol tarafında görüntülenerek saptanmış olabilir. Henüz lenf nodlarına sıçrama yada vücudun diğer bölümlerine yayılmışlığı yoktur. Bu evrede PSA değeri yüksek görülmeyebilir.

Evre 2

2.Evre olarak ifade edilen durumda tümör prostat ile sınırlı olmasına rağmen prostatın içine doğru ilerleme kaydetmiştir. Bu evrede hem rektal muayene hemde MR yöntemleri ile tespit edilebilmektedir. Henüz lenf nodlarına sıçrama ya da vücudun diğer yerlerine yayılım görülmemektedir. Prostat kanserinde 2.Evre gleason skoruna göre 3 başlıkta değerlendirilir;

Evre 2a: Tümör tek bir lobun yarısında sınırlıdır. Çoğunlukla, PSA değeri 10-19 aralığındadır. Gleason skoru 6’dan yüksek değildir

Evre 2b: Tümör tek bir lobun yarısından daha fazla yer kaplar. Çoğunlukla, PSA değeri 20’den düşüktür. Gleason skoru 3+4=7’dir.

Evre 2c: Tümör prostatın her iki lobunda da vardır. Çoğunlukla, PSA değeri 20’ den az. Gleason skoru 4+3=7 veya 8’dir.

Bu bölümde Gleason Skoru’ndan bahsettik, ne anlama geliyor hemen öğrenelim;

Gleason Skoru Nedir?

Kanser hücrelerinin çoğalma ve yayılım hızını belirtmek amacıyla kullanılan İngilizce bir terimdir. Bu skorlama ile prostat kanserinin agresifliği saptanmaktadır. Gleason skoru ile kanser evresini karıştırmamak gerekiyor, çünkü prostat kanserinde evre kanserin mevcut durumu için yapılırken, gleason skoru ise kanserin yayılma hızı için kullanılmaktadır. TNM yöntemi ile kanserin evrelemesi tespit edildikten daha sonra hangi hızda ilerleyeceği Gelason skoru ile tespit edilmektedir.

Gleason skoru olarak 1’den 5’e kadar rakamlar kullanılır, yüksek rakamlar kanser hücrelerinin yayılma hızının yüksek olduğunu gösterir, düşük gleason skoru ise yayılma hızının düşük olduğunu ifade eder. Genel olarak 1 ve 2 gleason skoru görülmez, 3,4,5 dereceleri kullanılır. Gleason skorunun belirlenmesinde biyopsi materyalinde en sık tespit edilen iki hücresel paternin agresiflikleri toplanarak elde edilir. Örneğin gleason skoru 6 ise görece düşük seyir ve yayılma hızı iken gleason skoru 10 olduğunda yüksek seyir ve yayılma hızı var denilmektedir. Gleason skorunun değeri doktor tarafından prostat kanserinin evresiyle birlikte değerlendirilir.

Evre 3

Prostat kanserinin bu evresinde tümör prostat kapsülünün ötesine ve sperm kesesi gibi dokulara yayılmış olabilir. Bu evrede de lenf nodlarına sıçrama ya da vücudun diğer bölgelerine yayılım söz konusu değildir. Bu evrede PSA değeri ve Gleason skoru da yükselme göstermektedir.

Evre 3a: Kanser prostat dışına taşmıştır. PSA değeri 20’nin üstündedir. Gleason skoru 8 ve daha yüksektir.

Evre 3b: Kanser prostat bezinin dışındaki dokulara ve meni keselerine yayılmaya başlamıştır ancak lenf nodu tutulumu yoktur. PSA değerinin yüksekliğine bakılmaz. Gleason skoru 8 ve daha üstündedir.

Evre 4

Prostat kanserinin son evresi olan 4.Evre’de tümör prostat dışındaki dokulara, lenf nodlarına ve uzaktaki organlara yayılım göstermiş olabilir. Prostat kanseri uzak organ metastazını çoğunlukla kemik dokuya yapar.

Evre 4a: Kanser çevre dokulara yayılmıştır ve çoğunlukla fiksedir. Kanser yakın lenf düğümlerini tutmuştur. Yakın dokularda yayılımı bulunabilir.

Prostat Kanseri Tedavi Yöntemleri

Prostat kanseri tedavisi için tanı ve teşhis yapıldıktan sonra hastalığa bağlı etkenler(evre, yaygınlık) ve hastanın durumu göz önünde bulundurularak planlama yapılır. Bu tedavi yöntemleri; ameliyat, radyoterapi, hormonterapi şeklinde çeşitli şekilde olabilmektedir.

Günümüzün teknolojisi ve tarama testleri sayesinde prostat kanseri erken evrelerde tespit edilebilmektedir. Henüz çevreye yayılmamış erken evre prostat kanseri tedavisinde en sık tercih edilen yöntem cerrahi tedavi olmaktadır. İhtiyaç halinde hormon terapisi ve radyoterapi ile de desteklenebilmektedir.

Prostat kanseri tedavisi, yukarıda da belirttiğimiz gibi kanserin durumu ve hastanın durumu gibi çeşitli faktörlere bağlı olarak planmakta ve yapılmaktadır, işte bu tedaviler aşağıdaki gibi olmaktadır;

Nanoknife

Nanoknife yöntemi küçük hacimli ve düşük riskli prostat kanserleri tedavisinde tercih edilmektedir. Prostat kanseri tedavisi haricinde bazı karaciğer ve pankreas tümörlerinde de güvenle kullanılabilen bir yöntemdir. Bu yöntemde 3-4 adet özel elektrot ultrason yardımı ile prostattaki tümörün çevresine yerleştirilir ve bu elektrotlar vasıtasıyla çok yüksek dozda (3000 volt – 50 amper) kısa süreli akım uygulanır. Bu uygulama ile tümör hücreleri canlılıklarını yitirir. Bu yöntemin uygulanması dokularda ısı değişikliğine neden olmadığı için sinirlere ve üretraya yakın tömürlerde de güvenle uygulanabilmektedir.

Bu yöntemde sadece prostattaki kanserli hücreler eleminize edildiği için ilerleyen zamanda prostat dokusunun başka bir yerinden kanser gelişme riski bulunmaktadır. Eğer böyle bir durum gelişmesi olursa o zaman cerrahi yada radyoterapi tedavileri tercih edilir. Bu yöntemin amacı cerrahi ya da radyoterapi gibi tedavilerin ertelenmesini sağlamak ve bu tedavilerden olası bazı yan etkilerinin de ertelenmesini sağlamaktır.

Cerrahi Tedavi – Radikal Prostatektomi

Yayılım göstermeyen prostat kanseri hastalarında tercih edilen ve prostatın cerrahi olarak çıkarılması işlemidir. Bu işleme radikal prostatektomi ameliyatı denmektedir. Bu operasyonu geçiren düşük dereceli tümöre sahip hastaların sağ kalım oranları 10 yıllık süreç boyunca %90’nın üzerindedir. Ayrıca prostat çıkarılması sırasında idrar tutmaya yarayan yapılara ve sinirlere zarar verilmemesi oldukça önemlidir.

Robotik Cerrahi – Robotik Prostat Ameliyatı

Robotik cerrahi olarak isimlendirilen kapalı (laparoskopik) ameliyatın “da Vinci” ismi verilen robot ile 3 boyutlu görüntüleme altında gerçekleştirilme işlemidir. Robotik cerrahi isminden ilk olarak ameliyatı bir robotun yapacağı düşünülse de burada operasyonu gerçekleştiren cerrahın ta kendisidir.

Prostat kanseri ameliyatları sonrası en önemli sorunlar ereksiyon kaybı ve idrar tutamama durumlarıdır. Çünkü prostat dokusu bulunduğu yer olarak ereksiyon ve idrar tutmaya yarayan yapılara çok yakındır. Robotik prostat ameliyatında ise amaçlanan prostatın geride kanserli hücre bırakılmayacak şekilde alınması ve sonrasında ise hem cinsel işlevlerin devamının sağlanması hem de idrar tutmayı sağlayan yapılara zarar verilmemesidir.

Prostat kanseri ameliyatlarında açık cerrahi yöntem tercih edildiğinde göbek altından yaklaşık 15 cm’lik bir kesi yapılır ve hem hasta hem de operasyon ekibi için zorluklar vardır. Bunlara ilaveten operasyon sonrasında geç iyileşme, uzun süreli yatış, yara enfeksiyonu ve yara izi gibi sorunlar meydana gelmektedir.

Cerrahi operasyon alanında ise açık ameliyatlarda alan darlığına bağlı olarak yetersiz el hareketi, görüş alanı darlığı gibi nedenlerden dolayı ameliyat sürelerinin uzaması ve komplikasyonların artması ekibe zorluklar çıkartmaktadır.

Robotik cerrahi olarak isimlendirilen yöntemde ise da Vinci adı verilen bir robotun hasta üzerine yerleştirilmesi ve bu robotun kollarının cerrah tarafından yönlendirilmesi ile gerçekleştirilen laparoskopik cerrahi ameliyatıdır.

Robotik cerrahide kullanılan kolların ince yapısı, hareket serbestiyeti, titreşim sönümleyici sistemleri ve gelişmiş görüntüleme yöntemleri ile prostata yakın yapılar çok daha rahat korunabilmektedir. Bunlar sonucunda ameliyat süresi daha kısa sürmekte, daha az kan kaybı yaşanmakta ve komplikasyon ihtimali azalmaktadır.

Robotik prostat ameliyatı sonrasında ise ağrıda azalma, iyileşme süresi kısalığı, cinsel işlev kaybı ve sürekli idrar kaçırmada azalmalar ve diğer sağlık problemlerinin azlığı ile öne çıkmaktadır.

Radyoterapi

Radyoterapi ya da ışın tedavisi olarak bilinen ve prostat kanserinin radyasyon kullanılarak tedavi edildiği yöntemdir. Burada da amaç prostata yakın yapılara en az zararı vermek ve kanserli hücreleri öldürmek ve bölünüp çoğalmasını engellemektir.

Radyoterapi yöntemi lokal bir tedavi yöntemi olmakla birlikte etkisini ve yan etkisini uygulanan yerde göstermektedir. Bu tedavi yönteminin yan etkisi olarak ilerleyen günlerde doz artmasına bağlı olarak kişilere göre değişiklikler göstermesidir. Bu yan etkiler ciltte rahatsızlık ve yorgunluk duyulmasıdır. Ayrıca erektil disfonksiyona (sertleşme bozukluğu) ve idrar tutamama (inkontinansa) neden olabilir. Yine sık idrara çıkma ve idrarda kanama bazı vakalarda görülebilmektedir.

Kemo – Hormono Terapi

İlerlemiş evre prostat kanserinde prostat harici komşu dokulara yayılmış durumlar tespit edilebilir. Bu evrede cerrahi yöntemlerin yetersiz kalması sonucu ilaç tedavileri tercih edilebilir. Prostat dokusunun testesterona duyarlı olması sebebiyle bu aşamada anti-androjen ilaçlar kullanılır ve buna hormon terapisi denir. Eğer bu tedavi sonuç vermez ya da dirençli olursa o zaman kemoterapi tedavisi planlanır. Bu tür tedavi yöntemleri ile prostat kanseri hastalarının yaşam sürelerinin uzatılması amaçlanmaktadır.

Sonuç

Prostat kanseri ve tedavisi konusunda bilgilendirmeyi amaçladığımız bu yazımızda sizlere faydası olmasını arzuladığımız bilgileri sunduk. Doğru bir prostat kanseri tedavisi planması ve operasyonu hakkında bilgi almak için bizlere iletişim adreslerimizden ulaşabilirsiniz…

Yazar: Prof. Dr. Bülent Oktay

Bir cevap yazın